22 Ağustos 2010 Pazar

KIRKYAMA YATAK ÖRTÜSÜNDE 3. AYA GİRDİK

Beyaz kumaş kesildi. Kalıplara iğnelendi, teğellendi. İlk 6'lı sıranın üstüne 12 adet beyaz altıgen eklendi. Hatta bazılarının etrafına 18 taneden oluşan pembeli sıra da geçildi. Bugün eski fotoğrafların arasından bulduğum beyazları gösteriyorum. Yarın iftar davetim var, yetiştirebilirsem, daha sonraki ilerlemeleri göstermeye çalışacağım. Olmadı, salıya:). Herkesin Ramazanını da bu münasebetle kutlamış olayım.

15 Ağustos 2010 Pazar

YAZMA MODELLERİ







Sevgili halacığım bu mekik işi yazmaları bir hanıma yaptırmış. Çok şık ve mekik bilenler için kolay. Krem renkli olan iğneoyası ile yazmaya tutturulmuş.Mekikte alttan, üstten temel düğüm atma tekniğini, rahmetli anneannemden öğrenmiştim. Hatta evimde, şimdi nerede olduğunu bilmediğim bir mekiğim bile var, annemden çarptığım:)
Mekik, aslında, hakettiği ilgiyi görememiş olan bir el sanatı. Yabancı blogerlarda görmüştüm, mekik adeta konuşturup ne oyalar yapılmış... Bir de onlarda yazma yaşmak durumu yok, mekik oyası ile akla ziyan şeyler üretmişler: Elbise-bluz tasarımlarından taca, saç bandından duvarda tabloya...

8 Ağustos 2010 Pazar

ANNE OĞUL ARASINDA

Havalar sıcak malum. Zaten yemeksever biri değildim, artık hiç bir şey yiyesim yok. İyi de neden hiç kilo veremiyorum? Atıştırdığım kurabiyelerden, çok sevdiğim fındık-üzüm ikilisinden, gizli gizli yediğimde seretoninimi pik yaptıran çikolatalardan, neskafeme arkadaş ettiğim Eti Burçak'tan, işyerindeki arkadaşlarım sayesinde adını değilse bile şimdilik tadını ve yeşil ambalajını öğrendiğim Defne Joy Forter'in reklamını yaptığı gofretlerden olabilir mi acaba? Çok şüpheciyim çoookkk!

Benim yemek yiyesim yok ama oğlum ve eşimin kalbine giden yol hala midelerinden geçiyor. Hava durumu bu otobanı hiç etkilemiyor.

Pazar geç kahvaltıdan sonra, oğlum acıktığını söyledi. Zeytinyağlı taze fasülye, karpuz, akşamdan kalan biber kızartması (üzerine yoğurt koydum) ve iki dilim ekmeği beğenmeye beğenmeye yedi. Çünkü menüde et yoktu. Ben de bu arada yarım kalan ütüleri bitirmek üzere içeri gittim. Epey sonra ütünün hararetiyle su içmek üzere mutfağa girdiğimde, boş kirli tabakları, bulaşık çatal kaşığı ve buzdolabına konulması gereken zeytinyağlı taze fasülyenin saklama kabını ööylece masanın üzerinde buldum. Hiç değilse fasülyeyi dolaba koyabilirdi.

Hani bir ders de vereceğim ya, yediğini toplamayı öğreteceğim, yaptığından utanmasını sağlayacağım, içeriye seslendim:

-Oğluuum, masa toplanmamış, hizmetçiye sen mi izin verdin?

-O kim?

Bir özür, küçük bir eksiklenme falan beklerken, hizmetçinin kimliğini sorgulayan oğul karşısında gülme krizine girilir, fasülye tarafımca dolaba kaldırılır, bulaşıklar yıkanır, Hizmetçi Nurten ütüye kaldığı yerden devam eder, bir pazar da böylece geçer gider...

BİR MANTAR, İKİ YEMEK

Büyük mantarlar temizlendikten sonra sapları koparılır. İçlerine kaşar rendesi konur ve fırın tepsisine dizilerek orta ısıda pişirilir. Bir numaralı yemeğimiz hazır.
İki numaralı yemeğimiz daha zor: Önce kırmızı biberler yıkanır, küçük parçalar halinde doğranarak sıvı yağ konulmuş tencerede kavrulmaya bırakılır. Bu arada yeşil biberler yıkanır ve aynı büyüklükte doğranarak tencereye alınır. Soğanlar kalın piyazlık doğranarak, sarımsaklar ince ince dilinerek biberlerin üstüne konulur. Manratların sapları para para doğranarak pişinceye kadar biberlerle kavrulur. İstenirse bir veya iki tane de domates doğranabilir. Tuzunu unutmayalım elbette. Bizim evin erkekleri tuzlu yerler. Siz de kendi damak zevkinize göre tuzunu ve baharatını ayarlayabilirsiniz. Tabakta görünmüyor ama yanlarına pilav da yaptım. Bol yeşil salata tamamdır.
Aslında bu ikisi aynı gün servis edilmemeli. Sonuçta ikisi de mantar yemeği . Ama ben eşimin her iki tadı da denemesini istediğim için aynı akşam yemeğe çıkardım. Çünkü mantarı sapından ayırdıktan sonra saklamak sorun çıkarabilir. Hadi saklayabilsem bile, ertesi gün eşim yemekte olmayacaktı ve benim yemek yapmamın tek sebebi olan evin erkeklerinden biri tadamayacaksa yemek yapmamın da bir anlamı olmayacaktı. El netice: Boğazımdan geçmeyecekti hikayesi.
Lezzet garantili yapmak isteyenler için. Hem de çok kolay. Şimdiden afiyet olsun.

7 Ağustos 2010 Cumartesi

EN YENİ PROJEM

En yeni projem diyorum, çünkü bende projeler bitmez. Tamamlanmayabilir, yolda şekil değiştirebilir, hatta hiç başlanmayabilir ama sürekli olarak projelerim mevcuttur. Bu aralar da kırkyamaya takmış vaziyetteyim. Örüleni, makinayla dikileni, elde yapmaya müsait olanı, kırkyamadan tablolar, vitraylar... falaaaan falan. Daha geçen sonbahar başladığım hanım dilendi bey beğendi modeli kırkyama örgü yatak örtüsü bitmeden bu projeye başladım.
Oğlumun bir türlü attırmadığı, ama kendisinin de toparlamadığı karalama kağıtları, kullanılmış test yaprakları, kopmuş kitap sayfaları vardı. Yoğun baskılarımla toparladı ve ben onlardan altıgen kalıplar kestim. Altıgenleri hepimizin ilkokul yıllarında öğrendiği şekilde cetvel pergelle çizerek 5 cm yarıçaplı bir daireden hareketle oluşturdum. Tabi bir atık sayfadan maksimum sayıda altıgen elde etmeye çalıştım.

Altıgenler kesildikçe ortaya kırpıntı kağıt dağları çıktı.


Birkaç sene önce desenini ve rengini çok beğenip bir eteklik kumaş almıştım. Sonra da "herkes kalıpsız nasıl dikiş dikebiliyor, ben de yaparım" deyip, esasen kalıp çıkarmaya da üşendiğimden, pratikten etek kesmiş ve dikmiştim. Ancak bu tamamı 4 parçalı eteği, nasıl olduysa yanlış hesaplayıp önde 4, arkada 4, toplamda 8 parça gibi kesmişim. Tabi etek parçalarını birleştirdikten sonra durumu kavradım: Artık 4 parçalı ama yarım bir eteğim vardı. Kumaşım o kadardı, arkasını arasam bulurdum ama 8 parçalı, düşündüğümden geniş, süpür süpür bir etek de istemiyordum. Olduğu gibi bıraktım.
İşler yolunda gitmeyince o işten soğuduğumdan, bu parçaları da dikiş makinamın kabinine poşete tıkarak kaldırmışım. Bari yeni kırkyamamda değerlendireyim dedim:
(Aslında rengi burada görünenden daha güzel. Keşke etek olabilseymiş.)


Benim bir kırkyama kesme panom bile var. Sürekli yapmayabilirim ama elimin altında malzeme olması çok iyi bir şey.

Kağıt kalıpları kumaşların ortasına yerleştirip teğelledim. Teğellerken tüm köşe kıvrımların hep aynı yönde olmasına dikkat ettim. Birleştirdiğim zaman köşelerde kat kat olmayacak ve hem ütüsü hem de dikişi daha kolay olacak. Aslında onu da fotoğraflamıştım ama bugün bulamadım. İlerlemelerimi sizlerle paylaştığımda, bir dahaki sefere, göstermeye çalışırım.
Sonra altıgenleri 6şar 6şar birleştirmeye başladım.

Şimdi (sanırım) bu işe başlayalı 2 ay kadar oluyor. Parçalar altıgen olduğu için, mecburen, elde dikiyorum. Yüksük kullanamıyorum. Dolayısıyla sağ elimin orta parmağı delik deşik. Niyeyse hep ona yükleniyorum. E hava sıcaklığını da ilave edin; oldukça yavaş ilerliyorum. Yine de sizin şu an gördükleriniz ilk 15 günlük hikaye hatta jenerik. Aslında ben biraz daha fazla yol almış vaziyetteyim:) Unutmadan, filmin 2 başrol oyuncusu daha var: Beyaz bir önlüklük kumaş ve senelerce kullanılıp bana mısın dememiş, Arnold Schwarzenegger veya Sylvester Stallone'u cebinden çıkarabilecek karakterde bir yatak çarşafı. Çarşafın rengi pembe, o da ayrı...
Yatak örtüsünün 3X3=9 veya 3X4=12 parçalık bloklardan oluşacağını düşünüyorum. İlk 9 parçayı birleştirip yatağın üstüne sererek karar vereceğim. Belki 12 parçaya gerek kalmaz. Kenarlarını ise uzun şeritlerle tamamlamayı, yani daha sade ve kolay yapmayı düşünüyorum. Tabi en son olarak da yorganlama aşaması. En çok da bunu seviyorum zaten.

25 Temmuz 2010 Pazar

HATIRALAR DİYARI, KIRKYAMA

Sevgili Şengül Dünüranne pek çok elişi ile uğraşmış bir hanımdır. Yeniliklere açıktır. Hatta bir ara bilgisayar kursuna bile gitmişti ve o da bir blog açmıştı. Ama torun bakmak, çocuklarının eksiklerine, ihtiyaçlarına, yardımlarına koşmak ona daha fazla zevk veriyor olmalı ki, bloğunda ısrarcı olmadı.
Bu örtü eltimlerin, evlerinde her gün kullandıkları bir örtü. Koltukta uyuklayanın üstüne çektiği bir ev aksesuarı. O kadar uzun zamandır kullanımda ki.
Örtü nereden baksanız 30-35 yaşında var. Eltim küçükmüş dünürannne elde dikerken. Hatta ortaya serdik, pek çok kumaşın hatırasını saydı bana: Kimi rahmetli anneannesinin bir elbisesiymiş, kimi kardeşinin pijaması, kimi annesinin eteğinden bir parça, kimi bir janjanlı kadife. Kumaşlar bana bile tanıdık geldi. Ben de bazılarını kendi anneannemin elbiselerine benzettim. E Afyon küçük yer, eskiden kumaş satan kaç dükkan vardı ki? Kuvvetle muhtemel, eski Afyon hanımları hep aynı dükkanlardan, benzer kumaşlar alıyorlardı. Kırkyamanın ruhu da zaten buradan geliyor. Evden birşeyler yeniden değerlendiriliyor. Yeni bir kimlikle yaşamalarına şans tanınıyor.
Bence kırkyama, en romantik el sanatlarından biri.











22 Temmuz 2010 Perşembe

KIRKYAMA

Sizlere, kırkyamaya gönül verdikten sonra yaptığım ilk kırkyama bahtaniyeyi gösteriyorum. Evde bulunan kumaşlarla ve dikiş makinasında yapmıştım. Şimdilerde el dikişi ile yine bir kırkyama yatak örtüsü dikiyorum. Akşamları ve haftasonu boş kaldıkça. El dikişi olduğu için biraz uzun sürecek. Biraz ilerlesin fotoğraflarını yayınlamaya başlarım.
Oğlum doğduktan sonra memuriyetten istifa edip 6 yıl serbest eczacılık yaptım. Eczanemi kapattıktan sonra 3 yıl evde oturdum. O zamanlar öğle saatlerinde Singer dikiş makinaları sponsorluğunda kırkyama programı izledim. Bu programlar sayesinde, kırkyamanın kendi içinde bir kesme, birleştirme ve ütü tekniği olduğunu fark ettim. Ancak asıl teknik bilgilerimi (!) yine o tarihlerde yayımlanan "Patchwork" diye bir dergi vardı, 1 sene kadar yayın hayatı sürdü, ondan aldım. Keşke yine çıksa da alsak.
Bu bahtaniyeyi oğluma yaptım. Hem yatak örtüsü, hem de sıcak yaz günleri için pikeden biraz daha kalınca bir örtü niyetine. Gerçi oğlum her halini de kullanmayıp yerlere attığı için, 2 senedir dolaptan çıkarmamıştım. Sizler için görüntülemek istedim.






21 Temmuz 2010 Çarşamba

BUGÜN BENİM DOĞUM GÜNÜM






Sevgili Merve taaaa tatillerden hatırlamış doğum günümü, aradı, memnun etti beni. Canım senin pilin nerende, her yere yetişiyorsun? Atom karıncam benim, çok teşekkür ederim.
Merveyle telefon görüşmemize bir şekilde kulak misafiri olan ve anında durumu kavrayıp günün ilk pasta organizasyonunu yapan Sevgili Özlem, sana bu duyarlılığın için teşekkür ederim.
Sevgili Ceren başka bir randevuyu benim için erteleyip aç karna Özlemle pasta almaya gittiğin için teşekkür ederim.
Sevgili Rabia, bu arada beni oyalayıp durumu çaktırmamaya çalıştığın için teşekkür ederim.
Sevgili babacığım, anneciğim ve teyzeciğim, daha başka bir ailevi mesele esnasında, günümü unutmayıp kutladığınız için teşekkür ederim.
Sevgili Kadriye Ablacığım, annenin hastalığı arasında benim günümü de kutladığın için teşekkür ederim. Sevgili emekli albayın Cem'ciğimi de ben kutluyorum:)
Sevgili Gültenciğim, bu gün ikizlerle beraber beni de unutmadığın için teşekkür ederim. Allah sana da en kısa sürede şifalar versin.
Canım kardeşim, hiç atlamazsın. Sevgili İlkayıma ve canımın içisi Gülceme de sana da teşekkür ederim. Allah mutluluğunuzu daim etsin.
Canım oğlum, tarihle ve zaman mefhumuyla hiç aran olmadığını biliyorum. Benim için telefonunun hafızasını kullanman iyi olmuş. Yoksa o koca pastayı bana nasıl alacaktın? Mumu nasıl üfleyecektik ve ana oğul koca birer parçayı nasıl gövdeye indirecektik? Benimle beraber şişmanlamayı göze aldığın için sana da teşekkür ederim. Oğlum bana pasta almaya başlamış, mürüvvetini görüyorum artık :) Seni çok seviyorum.
İnsanın sevenleri olması ne güzel. Üstelik bu sevenlerin, sevgilerini hissettirebilmeleri ne büyük mutluluk. Hepiniz sağ olun, var olun. Daha güzel günler sizlerin olsun.






10 Haziran 2010 Perşembe

REJİM YEMEĞİ

Biz ailece iyi bir yemeği iyi bir rejime tercih edenlerdeniz. Allahtan önemli kilo problemlerimiz yok, aksi takdirde işimiz çok zor olurdu. Aslında ben yemekle arası olmayan bir insanım. Kendim için yemek değil, pasta börek yaparım. Eşim ve oğluma ise hep sevdikleri şeyleri yapmaya çalışırım. Bazan da sağlıklı beslenmeyi çağrıştırır şeyler yapıyorum. Bu fotoğraflar böyle bir günden. Ortaya zeytinyağlı maydanoz yemeği, tabaklara sebzeli, balıklı makarna.

ZEYTİNYAĞLI MAYDANOZ: 2-3 bağ maydanoz saplarından temizlenip yaprak kısımları tencereye alınır. Üzerine 2-3 soğan doğranır. Zeytinyağ ve birkaç küp şeker eşliğinde hafifçe kavrulur. Bu arada bir kahve fincanı pirinç yıkanır üstlerine serpilir, 2-3 domates rendesi en üste yayılır, tuzu ayarlanır ve kısık ateşte pişirilir.
SEBZELİ BALIKLI MAKARNA: İyi cins makarna 12-13 dakika haşlanır. İyice ölmeden soğuk suda şoklanır. Bu arada 2-3 kırmızı biber ve 2-3 diş sarmısak zeytinyağında çevrilir. Biberler yumuşayınca içine dereotu doğranır, harmanlanır. İstenilen miktarda konserve ton balığı yağı süzdürülerek (veya en iyisi yağsız olanlardan kullanılabilir) bu karışıma katılır, karışım makarnaların üstüne alınır. Oğlunuza önce (bir kısmı hemen oracıkta o an icad edilmiş olan) dereotunun faydaları anlatılır, sonra bir daha dere otu kullanmayacağınıza dair anlamsız, geçersiz ve asla tutulmayacak yarım yamalak sözler verilir, afiyetle yenilir. Evin erkekleri ısrarla "nasıl olmuş" diye taciz edililir, "çok güzel olmuş" yalakalığını duymadan masadan kalkmalarına izin verilmez.


Modeli kaydedeli çok oluyor. Kim yaptı hatırlamıyorum. Sanıyorum teyzem model çıkarmak için bir arkadaşından almış ve gün arkadaşlarına göstermek üzere getirmişti. Ben de sizlerle paylaşmak için görüntülemiştim. Yakın çekim pek başarılı olmamış. Yine de dantelden anlayanlar için kolay, zevkli ve çeşitli yorumlara olanaklı bir model bence.