8 Şubat 2013 Cuma

NURTEN, İLK DEFA MI DİKİŞ DİKİYORSUN? GÜLCE'ME ELBİSE

Bir önceki yazımda kendime diktiğim elbiseyi göstermiştim. 80 cm kadar kumaş kalmıştı. Ben de süslü yeğenime kalan kumaşla bir şeyler yapmaya karar verdim. Aşağıdaki fotoğraf jilenin bitmiş hali. 
Kalıp, burda dergisi Şubat 2013 / 147-148-149 nolu modellere ait. Ben en küçük bedenini çalıştım.  
Öncelikle üst bedeni çalıştım, yanları ve kolları birleştirdim, yakaya pervaz geçtim, her aşamada sürfilesini zig-zag ayarlardan biriyle yaparak çok temiz çalıştım. Etek parçasını da yanlardan diktim, geniş ayarda beline dikiş geçerek büzdürdüm. Alt ve üst bedenleri birbirine dikmeden önce ortalarını ve ortalarının ortalarını iğneleyerek büzgüleri eşit dağıttım. O kadar kendimden eminim ki, bel dikişine zig-zag sürfilesi yaptım. Bir de ne göreyim?
Üst bedenin ön yüzünü, alt bedenin arka yüzüne dikmişim. Ama Allah için dikişim temiz:)
Sökmek mümkün değil. Ben de dikişlerin dibinden kesip aynı işlemi yeniden yaptım. Sanırsınız ilk defa dikiş dikiyorum. Acemi yapmaz benim yaptığımı.   
Birazcık süslü olsun diye makinanın şık bir modeliyle yaka kenarına piko geçtim. Nedense hem altına iplik topladı, hem de piko modelinin bir kısmını dikmedi, yani dikiş atladı. Aslında yarım model de güzel oldu ama, ya her tarafı yarım, ya da her tarafı tam olsaydı daha iyiydi.  
Bir de altına boncuk boncuk ip toplamayaydı "dadından yinmezdi" ya neyse. Önce fark edemedim. Çünkü çocuk kıyafeti olunca makinada çevirme alanı kısıtlı oluyor, hareket alanı dar. İş ilerleyince de baktım sökmesi namümkün, "yallah" devam ettim. Nasılsa boncuklar içerde kalıyor.


Singer, Singer! Cevap ver bu boncuklar neyin nesi? Ya yukardaki yarım modeller? Kitapçıkta denildiği gibi, dikiş iğnesini kontrol ettim, mekik yuvasını söküp temizledim, yeniden taktım olmadı. Eshefle kınıyorum Singer. Bakayım başka bir kumaşta da aynı şeyi yapacak mısın? Bugün dikişten soğuttun beni.


7 Şubat 2013 Perşembe

İŞTE KALIPSIZ İLK ELBİSEM

Dün bahsettiğim elbisemi görücüye çıkarıyorum arkadaşlar: 






Aşağıdaki fotoğraflar,  kalıp olarak kullandığım hazır alınmış elbiseme ait. İlk fotoğraf sırt açıklığından. Resimlerde belli değil ama düğmeler arasında eşit ölçü yok, bugün fark ettim. Kendim dikebildim ya, daha bir kaç ay önce severek aldığım hazır elbisede artık rahat rahat kusur arayabilirim:)  
Bu arada, "fizikte aynalar" konusunu biz ortaokulda mı öğrenmiştik, yoksa lisede mi hatırlayamıyorum. Kendi fotoğrafımı çekerek; bu ünitenin, "birbirine paralel iki ayna arasına bir cisim konulursa, cismin aynalarda sonsuz görüntüsü oluşur" kuralını test ederek onaylamış oldum. Çünkü çekim yaptığım yer, gardroplardaki karşılıklı aynalar arasında ve hakikaten çok zorlanıyorum. Yamuk yumuk ama en azından anlaşılmaz değil. 


Bu arada, evdeki tüm dolapların iç dizaynını da ben çizdim. Yani "çizdim" dediysem, teknik arkadaşlara ayıp olmasın, nerelerin raf, nerelerin askı olacağını falan ben kabataslak belirledim, mobilyacı bundan hareketle yaptı. Mesela mutfakta tezgah altını ve lavaboyu benim istemediğim şekilde, "abla çok şık olur, bu mutfağın hakkı bu, şöyle güzel olacak, böyle iyi olacak" diye ikna ederek yaptığı yerlerden hiç memnun değilim. Belki bir gün görüntülerim. Çünkü ben de inşaat sırasında netten çok şeyler aradım örnek almak için.

6 Şubat 2013 Çarşamba

UN GETİR KELOĞLAN, TUZ GETİR KELOĞLAN

Bu, annemin çok kullandığı bir sözdür. Ölçüsüz, kuralsız, modelsiz, örneksiz bir şeye başlanılıp, iyi sonuç alınamadığında, o iş düzeltilmeye çalışılırken kullanır. Mesela geçenlerde bir poğaça yaptık beraber. Ben kontrolsüz bir şekilde 4 bardak unu döküp, hamur katı olunca da cıvıtmak için sıvı malzemeleri artırdığımda söylemişti bu sözü. Sonra, saymadan başladığım örgülerde bedeni denk getirmek için sağına soluna attığım veya çıkardığım ilmekleri hiç beğenmediğinden, o fark edinceye kadar örülmüş tüm parçayı cebren ve hile ile söktürürken de söylemişti. Ayrıca eskiden evimizin duvarlarını boyamak için rengi tutturamayınca azıcık beyazdan azıcık cam göbeğinden kata kata karıştırırken de kendi kendine bu cümlelerle söylenirdi. 
Bugün ilk defa bir elbise diktim. Hem de kalıpsız. Sevdiğim bir triko elbisemi ters çevirdim dikişlerini görebilmek için, koydum kumaşın üstüne, iğnelemeden falan kestim pervasızca. İşte yazının başlığı da burada uygun düştü: Kol evi fazla geldi 1cm oydum. Bir de baktım yanlışlıkla arka kol evini oymuşum." Battı balık yan gider" hesabı bir de tuttum ön kol evini, bu sefer arkadan biraz daha fazla oydum. Üzerimde güzel durdu ama "acaba kollar takılınca kol takma uzunluğu kol evine yetecek mi" diye de meraklanmadım değil hani. Neyse oldu valla. Bu kadar hovardaca bir işe hiç kalkışmamıştım, oldu da bitti. Keloğlan unla tuzu fazla karıştırmadı çok şükür.
Arka ortaya fermuar diktim. Yan ve omuz dikişlerini kapattım. Şöyle bir denedim: Aslında fermuar dikmesem de olurmuş. Kafam rahatlıkla girip çıkabilecekmiş meğer. Hazır aldığım ve kalıp olarak kullandığım elbisemin yakasında suni deri bir çerçeve var, sırt açıklığı da suni deri ile yapılıp düğme ile kapatılmış. Ben bu düğmeleri de açıp kapatmıyorum. Ayrıca kumaşının deseni güzel. Bu yüzden başka bir detaya ihtiyaç yok. Ama benim diktiğim çok sade kaldı. Ben de yakasını kravat yaka yaparak hem temizlemeyi, hem de  bir hareket katmayı denedim. İyi de oldu. Şimdi etek ucu baskısı ve kol baskısı ve ütüsü kaldı. Sanırım yarın gösteririm. 

3 Şubat 2013 Pazar

HEDİYE ŞAL-ŞAPKA

Evde çok güzel ve çok fazla ipim var. Bunlardan kendime ne kadar şey örebilirim ve ne kadarını kullanabilirim ki? Üstelik evde bir sürü ipim varken, yeni ipler almanın gerekliliğine de kendimi inandırmakta zorlanıyorum. Bu yüzden ufak tefek şeyler örüp hediyeler vererek stokları eritmeyi istiyorum. Tabi bunun bir de zamanla alakası var.
İlk hediyem sevgili Kadriye Abla için. Kendisi çok cici bir hanımdır. Bir vaktini bulsam onu da blog dünyasına bulaştırıvereceğim ve kendiniz tanıyacaksınız bu dünyalar tatlısı hatunu. Fotoğraflarda mor renk çıkmıyor. Pencerenin dibine yaklaştım ancak bu kadar oldu.  
Gönül bütün sevdiklerime hemencecik hediyeler vermek istiyor ama bu istek eşyanın tabiatına aykırı elbette. Yavaş yavaş ilerliyorum. Ne demişler: "Narin narin, bugün olmazsa yarin (yarın)"


2 Şubat 2013 Cumartesi

MAL VARLIĞIMIN BİR KISMI

"Bir kısmı" diyorum  çünkü mal varlığım bunlardan ibaret değil elbette. Bir bu kadar daha misinalı şişim, tığım, makasım, inciğim boncuğum var. Bir de bu yazıyı yazmama sebep olan, şimdilik sizin aşağıda göremediğiniz, benim de aklıma gelen tüm yerlere bakıp bulamadığım geniş bir firketem var. 
 Muhtemelen biri istedi, ben o bulunmaz Hint kumaşı cinsinden firketeyi birine verdim, sonra bu olayı ikimiz de unuttuk ve şimdi bana lazım oldu. Arkadaş, ben unutkan insanım. Benden aldığınız malzemeyi geri getirin. Bakın gecenin bir vakti (saat gece yarısını çoktan geçti şu an, Beyaz'ın programı bitti hatta), arayıp bulamadığım firketeye methiyeler düzüyorum. Bana ne ne zaman lazım olur belli olmuyor ki...

Alttaki fotoğrafta topuzlu minik şişlerimi görüyorsunuz. Rahmetli anneannem ve dedem, gittikleri bir geziden bana bu yeşil toplu şişleri getirmişlerdi. Ben daha ilk okula başlamamıştım. O zamanlar oyuncaklar, çocuğun zihinsel ve bedensel gelişimine uygunluğu açısından henüz sınıflandırılmamıştı demek ki. Günümüzde kaç anne 4-5 yaşında bir kız çocuğunun eline şiş verir ki? Bana başlayıverdikleri 25-30 ilmeklik bordo renk haroşa el bezini günlerce örmeye çalışmıştım da nasıl da usanmıştım. 
Üstteki fotoğrafta bir de 5 şiş görüyorsunuz. Rahmetli babaannemin şişleri bunlar. Arada bir oğullarına, torunlarına çorap örerdi. Ben metal şişlerin birbirine değdiğinde çıkardıkları sesten çok rahatsız olduğum için, bu şişleri hiç kullanmayacağım elbette. Ama babaanneciğimin bir hatırası olarak hep saklayacağım. 

Bu arada sağlık problemleri yaşadım. Daha yeni yeni kendime geliyorum. Geçtiğimiz 8-10 gün boyunca hayatımda uyumadığım kadar uyudum. Gerçi annem ve eşim kesik kesik10-15 dakika kadar uyuduğumu söylüyorlar ama bana saatlerce uyumuşum gibi geliyor. Bu gün ilk defa gündüz hiç uyumadım.

20 Ocak 2013 Pazar

GÜZEL BİR GÜNDÜ

Bugün güne kar yağışıyla uyandık. 
Öğleye doğru mesai arkadaşlarımızla sözleştiğimiz gibi Mihrioğlu Konağı'na kahvaltıya gittik. Bizi kahvaltıya davet eden arkadaşımız, konağın sahibi ve işletmecisi olan ailenin genç nesil çocuklarından. Kendisine yeni görevinde başarılar diliyorum ve asıl mesleğini icra edebileceği günlere ulaşmasını temenni ediyorum. 
 Benim fotoğraflarım elbette çok basit. Bu yüzden bir de Mihrioğlu Konağı'nın kendi internet sayfasındaki fotoğrafları görmenizi istiyorum.Kim bilir belki yolunuz Afyon' düşer. Neden Türkiye'nin herhangi bir yerinde, her gün yiyebileceğiniz sıradan köfteleri, hamburgerleri, kebapları veya tostları yiyesiniz ki? Belki keşkek yersiniz, belki kahvaltı edersiniz veya bir akşam yemeğine kalırsınız, bir nefeslenirsiniz. Ama muhakkak Afyon'un ev ekmeğinin de tadına bakmalısınız. 
 Yukarıdaki fotoğraf Konağın çatı katı. Yerde oturmak üzere dekore edilmiş. Aslında Afyon'un eski evlerini bilen biri olarak, gerçekte, tavan arası denilen çatı katlarının böyle bir kullanımı olmadığını söylemeliyim. Şimdi bizim için konak denilen o zamanın evleri yeterince büyükmüş, fazladan bir odaya daha ihtiyaç yokmuş,  çatı katı sadece bir çeşit depo olarak veya tuğla değiştirmek için evin üstüne çıkmak için kullanılırmış. 
Odaların içinde bir duvarda sanırım adına çiçeklik denilen şimdiki nişler bulunuyormuş. Ayrıca odaların çoğunda gusulhane denilen dışardan dolap görüntüsündeki küçük banyolar varmış. Bu konakta da böyle bir gusülhane vardı, içinde mermer kurna ve eski musluk çok hoştu. Hala çalışan musluğuyla burayı görüntülemeyi unutmuşum. 

Aşağıdaki fotoğraflarda keçeden yapılma, işlemeli bir seccade görüyorsunuz. 

Eskiden haşhaş marketten alınmazdı. Hatta Afyon'da market bile yoktu benim çocukluğumda ya neyse:) İşte o zamanlar çiğ haşhaş tohumları bir kullanımlık olmak üzere, tepside, kısık ateşte karıştırıla karıştırıla kavrulur, derli toplu bir şekilde haşhaş taşının üstüne dökülür, haşhaş taşının eliyle ileri geri gidip gelinerek ezilirdi. Bu işleme haşhaş sürtmek denirdi. Babaannemin sürttüğü haşhaşların tadı hala damağımda.
Bu iki fotoğrafta daha koyu renkli olan büyük parça haşhaş taşı, küçüğü de eli. Çıkıntılı kısımlar elle kavramak için kullanılan yerlerdir.  
Aşağıdaki fotoğraf evin bodrumu. Son derece serindi. Zaten eskiden de bu mahzenler yazlıkları kışlıkları soğukta muhafaza etmek için kullanılırmış. Şimdi gençler doğumgünü partileri falan düzenliyorlarmış.  
 Aşağıdaki fotoğraf kötünün de kötüsü çıkmış ama yeşil leğenin altında kocaman bir çamaşır taşı var. Eskiden otomatik çamaşır makinaları yoktu ne de olsa:))
 Avizelerin güzelliği pek belli olmuyor. Bunların bir benzeri annemin çeyizinde vardı, çocukluğumdan hatırlıyorum. Keşke sahip olabilseydik. Evimin bir odasında kullanmayı isterdim.


Üstte gramafon, altta radyo. Sanırım hala çalışıyormuş. 
Dedelerin sarığı, yan tarafta da keçe sapkalar... Arkadaşların küçük çocukları birer giyip çıkardılar. 
 Keşke duvardaki bu güzel aynayı kendiniz görebilseydiniz.
Üst kattan inerken erkeklerle hanımlar karşılıklı ama farklı merdivenlerden inerlermiş. Haremlik-selamlık yani. 

Otantik atmosferde yediğimiz güncel kahvaltımız da aşağıda. Keşkek istedik ama yokmuş. Ev ekmeği süperdi. Kızartılmış geldi. Afyon kaymağı ve bal da mükemmeldi. Zeytin peynir kaliteli, çay sınırsızdı. Karlı bir kış günü daha başka ne istenir ki?  
Aşağıdaki fotoğraf Konağın kendi sitesinden alıntıdır. Aslında bu eski mahallelerde o kadar çok ve güzel ev var ki. Bir gün de sizler için dış mekanları görüntülemek için gideyim bari. Hem de epeydir görmediğim bu eski mahalleleri canlı canlı izlemenin keyfini çıkarayım.


6 Ocak 2013 Pazar

BANA VİRÜS MÜ BULAŞTI ACABA?

Arkadaşlarım ne yapmış bi bakayım diye blog listeme girmeye çalışıyorum, virüs uyarısı verip sayfadan atıyor. Acele ile yeni yayın yazma butonuna basınca sıkıntı çıkmadı. Ama her seferinde blog listem sayfamdan atılıyorum. Sizlerde de aynı sorun var mı? 

3 Ocak 2013 Perşembe

MOR ATKI

Motiflerin birazını birleştirdim. 
Hatta tamamını bitirmeden, sonucu görmek için, en dışa da bir sıra tığ geçtim. 
 Şimdiden ben bu atkıyı beğendim. Flaşlı ve flaşsız bir kaç çekim yaptım. Bakalım başka kim beğenecek?

1 Ocak 2013 Salı

MOR ÇİÇEKLER

Yeni yılın ilk yazısı çiçekli, renkli olsun dedim. 2013'ün, herkes için çiçek gibi geçmesini diliyorum. Tüm kavgaların gürültülerin eski yılda kalmış olmasını umuyorum. 
Çoktandır ip depomda (evet evde küçük çaplı bir malzeme depom olmuş) duran mor bir ipim vardı. Rengi tam olarak çıkmadı bir türlü. Kendim almadım, uzun zaman önce hediye gelmişti.  
Morun tonu oldukça güzel.  Ama ben, bu renkten bir ipi, hem de bu kadar çok almazdım. Ama madem ki elime bir şekilde geçti, ufak tefek bir şeyler öreyim dedim. Belki kendim kullanırım, belki hediye gider.   
Şimdilik çiçekleri yaptım. Aslında bir kaç tane de birleştirdim. Ama o gelişmeyi daha sonra göstermeyi düşünüyorum.