26 Şubat 2015 Perşembe

PUANTİYE AŞKINA!

Bir önceki bluzla aynı kalıptan diktim. Takdir edersiniz ki bir dikiş sever olmam, aynı zamanda kalıp çıkarmayı sevmemi gerektirmez. Madem o kadar emek çekip bir kalıp çıkardım, bir kaç tane kıyafeti bununla dikebilmeliyim. 
Önceki yazımda da kalıbın biraz bol olduğunu söylemiştim. Abartmıyormuşum değil mi? Bir de ne gerekse önünü arkaya göre 10 cm kadar kısa kestim. Yanlardan zaten birazcık daha içeri girmiştim. Daha fazla kalıpla oynamak yerine bir de kemerle denemeye karar verdim. Kemerlere veda edeli epey seneler oluyor. Ama sevip de atamadığım bir kaç kemerim hala daha dolabımda duruyormuş, onlardan birini kullandım fena da olmadı sanki. Belki önünü kısa kesmeseydim, beline bebe lastiği de geçebilirdim. 
 
Bu kalıbın en güzel tarafı yakası bence. Zaten fazla da bir numarası yok. Kumaş ve desen de güzel olursa, değmeyin keyiflere. Kumaşlar yine bursakumaspazari adresinden gelenlerden. Puantiyeleri bir arada kullanmak istedim burada. Çünkü kumaşlar da renkler de tam uygun. 
Hafta sonu pek bir şey yapabilir miyim, bilemiyorum. Aslında niyetim, kabanlık mantoluk kumaşlarımı dikip dolabı hacimce azaltmaktı ama elim bir türlü gitmedi. Sanırım yaka kısmındaki kumaş katlarının oluşturduğu kalın yerden korkuyorum, zorlanıyorum o kısımda çünkü. Ayrıca en yakına aldığım hedeflerimden biri de bir kaç tane baharlık ceket dikmek. Proje, proje, proje...Keşke bunları hemen icraata dökebilsem. 


24 Şubat 2015 Salı

YENİ KUMAŞLAR VE 2. BLUZ ...

KASIM-2014 
MODEL 105 TEKNİK ÇİZİMLER VE AÇIKLAMALAR
Derginin iç sayfalarında dikiş okulu var, resimleriyle, açıklamalarıyla nasıl dikileceğini anlamamak mümkün değil. 
Bursakumaspazari'ndan aldığım puantiyeli krepten bir bluz dikmek istedim. Kolay bir model olması gerekiyordu, çünkü ilham perilerimi kızdırırsam bir daha ne zaman gelecekleri belli olmazdı. 
Sonunda pek çok bloger arkadaşın diktiği ve ne zamandır benim de dikmek istediğim bu modelde karar kıldım. Arka yaka açıklığını yapmadım. Kafam oldukça rahat girip çıkıyor zaten, neden bir de açıklıkla uğraşayım değil mi? Ayrıca beden boyunu 10 cm kadar, kol boyunu ise "kafama göre" cm kadar uzattım. Aslında kolları kıvırıp yukarıda toparlamak için bir çift uzun şerit de eklemek istemiştim ama unuttum, belki daha sonra yine yaparım.   
Yakada bir A plesi var. Aşağıya doğru da genişliyor mudur nedir, biraz bol oldu. Ben de her iki yandan 1'er cm daha içeri girmek zorunda kaldım. 
Kolye ve küpeleri puantiyeye uysun diye kullandım, bilmem görebiliyor musunuz? Size bu takılarımın hikayesini de anlatayım: Mezuniyet balosunda kullanmak üzere almıştım. O zamana kadar bir bujiteriye kıydığım en sıkı parayı vermiştim. Amaaaan, nasıl olsa mezun oluyordum, çalışma hayatına atılıyordum, gelsin paralardı, bu da benim okul yıllarımdaki ilk, tek ve son hovardalığım oluversindi :) Öyle de oldu. O zamandan beri o kadar çok kullandım ki artık manevi değeri; o zamanlar benim öğrenci bütçemde açtığı anlamlı delikle maddi değerinin çok üzerine çıktı. Efsane kolyem bujiteri de olsa artık bir antika olma yolunda :)

23 Şubat 2015 Pazartesi

ESKİLER BEKLEYEDURSUN, YENİ KUMAŞLAR ALDIM, DİKTİM BİLE :)

İnternette eski burdaları alan arkadaşlar görüyorum. Bu dergiyi de tavsiye ediyorum. Ben bir kaç modelini daha önce kullanmıştım. Eylül 2007 burdası.
Bu basit kesimli bluzu 3 yıl evvel esnek bir kumaşla dikmiştim. Bu sefer krep kumaş kullandım, sorun olmadı. Yalnız fotoğrafta göründüğü gibi hanım hanımcık, derli toplu bir kesim değil. Aklınızda bulunsun, ön yaka açıklığını 4-5 cm kadar yukarı kaydırdım. Yine içindeki top görünümlü parçayı da aynı şekilde 4-5 cm daha yukarı aldım. Bunun dışında dikişi son derece kolay, anlatımı anlaşılır.Esnek kumaşla dikerseniz, giyip çıkarırken daha konforlu oluyor. 
 Modele bir de çizimlerinden bakmak isteyeceğinizi düşündüm. Gerçi gece ve az ışık alan bir yerde, üstelik parlamasın diye flaşsız çektiğim için biraz karanlık gibi. Yine de sağ tıkladığınızda fotoğraflarımın büyüdüğünü söyleyebilirim.
 Gelelim yeni kumaşlar meselesine. Epeydir instagramda bazı dostları izlerken bursakumaspazari'nı  da takibe almıştım. Aman Allahım insanı deli ediyorlar, ne kumaşlar, ne kumaşlar. Bir de espritüel instagram yöneticisi var ki sormayın. Neyse sonunda oradan alışveriş yapıp memnun kalmış instagram dostlarına güvenerek ben de ilk siparişimi verdim. Cuma günü parasını havale edecektim. Ama bu aralar her gün olduğu gibi çok yoğun bir gün daha geçirdik ve ben para transferini geç hatırladım. Havale akşam 5'ten sonraya kalınca paralarını alamadılar. Buna rağmen kumaşları kargoya verdiler. Hava şartları o kadar kötü olmasaydı, cumartesi kumaşlarımı almış olacaktım, pazartesiye kaldı. Annem de beğendi ki kendisi biraz zor beğenir. Bana da bu hafta dikmek düştü. 
Özellikle şunu çok iyi anladım ki, ne zaman dikiş dikiyorsam o zaman çok yoğun iş temposunda oluyorum. Demek ki dikiş benim rahatlama yöntemim. Üstelik o kadar rahatlamaya ihtiyacım varmış ki, bu hafta 3 bluz birden diktim. Tamam, modelleri kolay olabilir ama Haticeye değil, neticeye bakın siz :) Diğer bluzları da yazılarını hazırlar hazırlamaz yayınlarım artık..

12 Şubat 2015 Perşembe

UZAKLARDAN SELAM GELDİ :)

Bir kaç haftadır hummalı bir şekilde çalışıyoruz. Bugün de tam işlere yoğunlaşmış, kendimizden geçmiş bir vaziyetteyken, kurumun evrak işlerine bakan arkadaş elinde bir paketle çıktı geldi. Koca paket banaymış, bıraktı gitti. Böyle bir paket geldiyse, içinden kim bilir hangi hastaneden nasıl bir iş daha gelmişti? 
Sonra bir de fark ettim ki, paketin üzerindeki bazı yazılar Kiril Alfabesiyle yazılmıştı. Bildiğim kadarıyla bizim hastanelerde çalışan ve birlikte iş yaptığımız arkadaşlarımızın hiç biri Kiril Alfabesini bilmiyordu. 
Paketim gelse gelse, BUZLAR KRALİÇESİ arkadaşım sevgili Meri'den ve Belarus'dan gelmiş olabilirdi. Bir kaç hafta önce bahsi geçmişti bu dergilerin. Adresimi sorduğunda, doğrusu şimdi göndermesini hiç beklemiyordum. Belki yazın Türkiye'ye geldiğinde falan gönderecektir diye düşünmüştüm. Kim bilir, tatile giderken buralara da uğrayabilirlerdi belki, bir bardak çayımız nasip olurdu hem de. Aman nasıl iyi geldi bu paket hepimize de. Arkadaşlarımı bile mutlu etti, benden başka. Özellikle taaa uzaklardan, Belaruslardan bir paket; ancak bu kadar ihtiyaç duyulan bir günde gelebilirdi. Havamızı dağıttı, neşelendik. Hayatımızın ağır rutinine bir virgül koyduk.   
Akşam eve gelip dinlenme saatlerine geçince, dergilerime bir de çay eşliğinde tadını çıkara çıkara baktım. Pakette 3 tane de değişik boy terzi cetveli vardı ki, yeniden dikişe oturmak için hevesimi artırdılar. 
Dergilerden bir kaç modeli kuzenler ve yeğenler için seçtim bile. Kendime de -eğer zayıflayabilirsem- şu alttaki süveteri seçtim. Ayrıca çok güzel bir sürü model daha var ki "keşke gün 24 saat değil de 48 saat olsa" veya "keşke part-time bir işim olsa" gibi şeyler düşünmeden edemiyorum. 
 
Altta bir bluzun yakasının farklı kullanılışla kapüşon da olabildiğini görüyoruz. Kolay ama çok etkili bir model. 

Şu alttaki şalın tek numarası ise ipi. Zannederim bulet iple daha düz bir ipi kombinlemişler. Bir ara yüncüye uğrayıp buklet iplerin renklerine bakmalı...  
Teyzoş alttaki sayfa senin için. Kızlara birer tane ör bunlardan. Tabi torun bakmaktan başın selamete ererse :)
Alttaki sakallı ipler ise iç sayfa yakışıklısı olarak duruyorlardı. Sadece kendime saklayamazdım bu esprili etiketi olan ipleri.   
 
Sevgili Meri sayende çok güzel ve mutlu bir gün geçirdim. Soğuk Belarus'tan sıcacık yüreğini göndermişsin, aldım kabul ettim. Sen de benim en içten sevgilerimi ve samimiyetimi kabul et lütfen. Kim bilir bir gün, belki Belarus'ta, belki Afyonkarahisar'da yüz yüze de görüşebilmek ümidiyle...

6 Şubat 2015 Cuma

YELEK ETKİNLİĞİ VE DİKTİM DİKTİM GİYDİM ARKADAŞIMA SELAMLAR..

Sevgili DİKTİM DİKTİM GİYDİM bloğu sahibi arkadaşım yelek dikme etkinliği düzenlemişti.  
Bu etkinlik için 2 yelek modeli belirledim, hemen kalıpları çıkardım. Yeleklerden birini, bir projeden kalan suni deriden kestim. Dikiş işi de 2 gecede bitti sayılır ama yeleği çevirip dış kenarlarını çerçevelemeye çalıştığımda işin rengi değişti. Benim York Düşesi Singer dikiş makinam yine su koyverdi.  
Bu arada tatilde annesine giden ve beni de deriiin bir gevşemeye sevkeden sevgili DİKTİM DİKTİM GİYDİM ÖĞRETMENİM , beklediğimden erken dönmesin mi? Amaniiiin, bende bir telaş, valla bütünlemeye kalıvereceğim diye ödüm koptu.
Hafta sonu annemlere götürüp babamın sanayi dikiş makinasında işi bitirmeye karar verdim. Sanayi makinaları çok hızlı. Ben alışık değilim, ayağımı pedala dokunmamla makina fırlıyor. Baktı babam benim sanayide istidadım yok, dümene kendisi geçip işi bitirdi sağolsun.  
Bu akşam iş çıkışı düğme almaya gittim. Beni çarşıya götüren oğlum bu manifatura, ipçi, düğmeci alışverişlerimden nefret ediyor. İşimi çabuk bitirmeye baktım. Hakiki deri ceketlerin düğmelerine benzeyen standart düğmelerin yanı sıra bir çok düğme arasından bunları beğendim. 
Yeleğin içine çıtçıt diktim. Düğmelerin ilikleme fonksyonu yok yani.  
Sevgili arkadaşım ellerine sağlık düzenlediğin etkinlik için, çok güzel çalışmalar çıktı ortaya. Umarım bir kanaat notu olsun verirsin. Yeni etkinliklerde görüşmek üzere, sevgilerimle...

2 Ocak 2015 Cuma

TÜM YELEKSEVERLERE GELSİN.

Dergimiz şudur:
Modelimiz de budur: 
Fotoğraf kalitesi kötü de olsa romantizm tamdır. 
En sevdiğim yelek modellerinden birini sizler için, en çok da DİKTİM DİKTİM GİYDİM bloğunun sahibi "sevgili öğretmenim" için ekliyorum. Yoksa sizler daha kendisinin muhteşem yeleklerini görmediniz mi? 
Ben gidip gördüm, hayran kaldım, özendim. Elimde bir kaç yarım dikiş var. Üzerimdeki ataleti bir atabilsem hem yarımları bitireceğim hem de bu yeleği dikeceğim. 

1 Ocak 2015 Perşembe

2015 ÖRGÜ YILI OLACAK GALİBA

Bu yılbaşı evde yalnızdık karı koca. Servisti, ikramdı, misafir ağırlamaydı olmayınca son derece sakin bir akşam geçirdim. Tutacaklarıma iki tane daha ekledim. Gece Türkiye 2015'e girmeye çalışırken, ben bir heves yeni ürettiğim modeli bitirmeye çalışıyordum. Dolayısıyla önümüzdeki yıl boyunca yapacaklarımla "yeni yıla nasıl girersen, bütün yılı öyle geçirirsin" hipotezini de test etmiş olacağım.
Gece şu alttaki 2 taneyi bitirdim. Aslında bunlara 2 demek yanlış olur, toplam 4 parça ördüm ve ikişer tanesini üst üste koyup birleştirdiğim için sayıca 2 tane tutacak oldu. Neyse, artık üçe beşe bakacak değilim, örüp duruyorum. Sabah hepsini topluca fotoğrafladım, 2 tanesini eşimin çalıştığı ilçeden bir tanıdığa gönderdim. Kendim hediye etsem daha iyiydi elbette ama bir kaç senede bir ancak görüşebiliyoruz. Bana kalsa  kim bilir ne zaman verebilirdim. Güle güle kullansın.   
Son ördüklerimde gökkuşağı renk sıralamasına dikkat etmeye çalıştım. Doğa bizi ne güzel yönlendiriyor değil mi? Aslında daha çok ara renk olsa daha da güzel olurlardı. Bir dakika, kendi kendimi yeni ipler almak konusunda gaza mı getiriyorum ne? 

30 Aralık 2014 Salı

YENİ OYUNCAKLARIM

Rengarenk iplerle oynamak bana iyi geliyor. Çabuk başlasın, çabuk bitsin, biri diğerine benzesin ama aynı olmasın...  
Yeni hevesim tutacaklar üretmek. Çeşit, çeşit, renk, renk öresim var. Elbette piyasada bir sürüsü on paraya satılan tutacaklar var. Bir de bazı firmaların marka olup birisi çok paraya satılanları da, elbette...
Gece film izlerken elimden çıkıverdiler. Bakalım nerelerde kimlerin mutfağını şenlendirecekler? 
Modeller öyle ahım şahım, anlatmaya değecek şeyler değiller. Bilindik tutacaklar işte, ne olsun? Aynısından bir çift büyük motif örüp başka bir iple, iki motifi birbirine tutturuyorsunuz. Yani üzerlerine güzelleme yapmaya değecek şeyler değiller. Tek özellikleri beni mutlu etmeleri, ruhuma iyi gelmeleri, hepsi de bu... Boylarından büyük etkileri var yani.

20 Aralık 2014 Cumartesi

BEN BURALARDAYIM DEMEK İÇİN GELDİM.

Şimdilik birbiriyle alakasız ve henüz tamamlanmamış iki projemin fotoğrafını göstereyim, sonra bitmişlerini de paylaşırım. Böylelikle, sesim soluğum çıkmayınca beni blogdan yoklayan hulelama da sevgiler göndermiş olayım.


21 Kasım 2014 Cuma

YENİ BİTEN KİTAPLARIM

Reşat Nuri Güntekin'in Kavak Yelleri romanını elimde görenler, "tvdeki dizinin romanı mı bu" diye sordular. Diziyi izlemedim. Pek fazla dizi izlemiyorum, hele romanlardan hareketle çekilen dizileri hiç izlemiyorum. Seneler önce Peyami Safa'nın Fatih-Harbiye romanını okumuş ve çok beğenmiştim. Şimdi kanallardan birinde bu romanın dizisi var. Bazı hafta sonları gelen misafirler izlediği için katlanmak zorunda kaldığım bu dizinin her dakikasından nefret ediyorum. Keşke hafta içine alınsa da kurtulsam :) 
Gelelim Kavak Yelleri'ne: İstanbul'da okumuş bir doktorun, Anadolu'da bir kasabaya tayin olması ve orada eczacının kızıyla evlenmesi, karısının erken ölümü, kasaba ahalisiyle ilişkileri, kızının evliliğiyle kasabaya küsüp yeniden İstanbul'a dönüşü, orada geç kalmış bir hovardalığı yaşamak isteyip terbiye ve karakterinin müsaade etmemesiyle kıyıdan dönüşü, İstanbul'da kaybettiği eski dostları ve bulduğu yeni insanları anlatan, dönem olarak Türkiye Cumhuriyetinin ilk zamanlarını baz alan, temiz ve akıcı diliyle su gibi akıp giden bir roman. Aynı adlı diziyi izleyenler, nasıl hikaye bu mu? 
   
NOT: Benim okuduğum Kavak Yelleri ve internette araştırınca bulduklarım farklı görünüyor. İnternette karşıma çıkan roman özetlerinde, ana kahraman olarak Zehra adında öğretmen bir kızdan bahsediliyor ve benim okuduğumla alakası yok. Acaba Kavak Yelleri kapağının içine yazarın başka bir kitabı mı basıldı?Edebiyat öğretmenlerim, okur yazar arkadaşlarım bana bir yardım edin lütfen.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Hep O Şarkı isimli romanı ise dil olarak biraz daha ağır. Yani aslında 40'lı yaşlarınızdaysanız ve lisede edebiyat derslerini seviyorduysanız veya ucundan kıyısından Osmanlıca kelimelere aşinalığınız varsa, o kadar da ağır sayılmaz. Zaten ben de anlamanı bilemediğim bir kaç kelimeyi google amcaya sordum, söyleyiverdi. Gençler için asıl ağır gelecek olan, Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde geçen hikayenin ruhudur. İnsanlar inanılmaz naif, zarif, ince, hatırlı, kurallı. Anneyi bırakın babasına "siz" diye hitap edenin kalmadığı, kayınpederle bile elense tokat olabilen bir nesille yaşıyoruz, onların bu incelikleri anlaması imkansızdır.
Roman Münire isimli bir hanımın ağzından anlatılıyor. Münire ve yan köşkteki Cemil Bey çocukluk aşkıdırlar. Cemil'in ailesi Münire'ye talip olur ancak Cemil'in Münire'nin babasının gözünde çapkın ve haylaz bir genç olması bu izdivaca imkan tanımaz. Münire o dönemin (galiba) Diyanet İşleri Bakanının şişman ve çirkin oğluna verilir. Kocasından nefret eden ve tiksinen Cemile çok zor şartlarda da olsa bir kaç kere Cemil Beyle buluşur. Tam o günlerde, kötü kocası Münire'yi aldatıp Habeşli hizmetçiyi hamile bırakınca bir daha geri gelmemek üzere baba evine döner. Bu arada halasının da yardımlarıyla Münire-Cemil aşkı yeniden yelkenleri rüzgara vermişken, evlilik teklifini reddettiği bir hanım sultan yüzünden Cemil ve babası önce Sivas'a sonra Van'a sürülür. Şimdiki bir köylü kızının Amerika'ya gidememesi gibi yani, kavuşmak Münire için imkansız. Çoook seneler sonra hayat Cemil'i yeniden İstanbul'a savurur. Artık o evli ve çoluk çocuk sahibi bir adamdır. Peki; bunca sene hayatta sevdiği tek adamın yolunu gözleyen Münire'nin duyguları ne haldedir acaba? Ben bu romanı çok sevdim. Bu romanın adıyla bir de eski Türk filmi vardı galiba. Hikayesi aynı mıdır bilemiyorum. Dizisini izleyemem ama filme bir bakayım hafta sonu. 
Bu akşam iş çıkışı gördüğüm manzara buydu. Kırmızı bulutlara odaklanınca park yerindeki arabalar ve yol çok ilginç çıkmış. Açıyı biraz kaydırınca hava da biraz daha aydınlık göründü. Kış geliyor, galiba bu bulutlar kar değilse bile sıkı bir yağmur getiriyor. Ben de hava durumunun yalancısıyım.

DİP NOT: Bu hafta içi yemeğim hazır olduğu veya eşimin spor yaptığı akşamlarda bir bluz diktim. Öğünmek gibi olmasın ama son derece temiz bir iş çıkardım. Bir kaç güne kadar size de gösteririm.