Tavuk tüketiminin minimum olduğu bir evde yaşıyoruz. Beyaz eti allayıp pullayıp servis etmek lazım, aksi takdirde bizde gideri yok. Tavuk bagetler sosta 1 saat kadar marine oluyor, derin bir fırın tepsisine olduğu gibi boca edilip üzeri tavuklara değmeden aliminyum folyo ile sıkıca kapatılıyor, fırında maksimum sıcaklıkta pişiriliyor, afiyetle yeniliyor. Yağ bile koymaya gerek yok, tavuğun kendi yağı yetiyor.
Sosunu kendim hazırlıyorum. Bolca yoğurt, salça, tuz, kekik, kimyon, az kırmızı biber, karabiber, unutmazsam soğan suyu ve dövülmüş sarımsak karıştırılır, alın size en bi güzelinden, en bi sağlıklısından tavuk sosu! Yoğurt kendi üretimim ve biraz ekşi oldu, limon katmadım. Yoksa limon da çok yakışıyor. Katkı maddesi yok, zararlı madde yok, kıvam artırıcı yok, stabilite sağlayıcı yok, raf ömrü uzatıcı yok, sanayi ürünü, fabrikasyon hiç bir şey yok. Yedin yedin, yemedin bozuldu yani. Sağlıklı olanı da bu bence. Epeydir hastanede bir çalışandan süt alıyorum. Pazartesi ve cuma günleri eve sütle dönüyorum. Gelsin muhallebiler, gitsin yoğurtlar. Sütü kaynatıp soğutunca oluşan kaymak tabakası da cabası. Laf aramızda bu kaymakla kabak tatlısı bile yedim bu sene. Hele oğlumun geldiği hafta sonları ballı kaymaklı kahvaltı mükemmel oluyor.
Bakıyorum da senelerdir misafirlere ikram ettiklerimi, ikramın kalitesini belirtmek için "ev yapımı, kendim yaptım" diyorum. Hazır şeyler ikram etmekten mutlu olmuyorum. Elbette evde hazır kuvvet, acil durumlar için satın alınmış ıvır zıvır da bulunuyor ama bunları ikram ederken kendimi huzursuz hissediyorum.
İki yıldır bahçede domates ve çok az miktarda da biber yetiştirdik. Yazın bir kaç ay dışarıdan hiç domates almıyoruz desem yeridir. Oğlum "bir de kapıya inek bağlayıp, bahçeye de dört tavukla bir horoz attık mı tamamdır" diyor.
Bu arada tabaktaki kırmızı biber sosu yazdan yaptıklarımdan, karışık turşu da zannederim teyzemin yazdan yaptıklarından. Yaşasın domestik hatunlar!

















