Güzel ülkemiz çok zor zamanlardan geçiyor. Gerçi kendimi bildim bileli bu memleketin hiç "laylaylom" zamanları olmamıştır. Milli birlik ve beraberliğimiz için, toprak altında galerilerde madencilerimiz için, sınırda askerlerimiz için, fay hatlarının üzerinde yaşamak zorunda olan büyük kitleler için, eğitim öğretim sistemimiz için, adalet sistemimiz için, doğa ve ekoloji için, laikliğimiz için... biteviye kaygı içinde yaşıyoruz. Sürekli tetikte olmak çok yorucu. Milletçe yorulduk.
Haftalardır şehitlerimiz için, içimiz kan ağladı. Elbette hayat devam ediyor, hiç bir şey yerinden kalmıyor ama bir kekremsi tad var damaklarda. Bende durum farklı değildi. Bu yüzden biten bu battaniyemi de daha başka yaptıklarımı da paylaşamadım sizlerle. İçimden gelmedi.
Bu dönemde nasıl sıkı bir küfürbaz olduğumu öğrendim. Küfretmek bir zayıflık göstergesidir, biliyorsunuz. Kendimi dibine kadar zayıf ve çaresiz hissettim günler boyunca. Üstüne bir de ailecek sağlık problemleri eklenince, yapabildiğim tek şey biraz daha radikalleşip sosyal medyada coşmak oldu. Allah hepimizi, çoluk çocuğumuzu korusun kollasın. Onlara nasıl bir memleket bırakıyoruz diye üzülüyorum. Haini, kalleşi, hırsızı, yolsuzu, uğursuzu... Allah hepsini doğru yola çevirsin.

Nasıl bir coğrafya burası? Milletin komşusu İsveç, Norveç, Danimarka; bizimkiler İran, Irak, Suriye, Rusya... Bulgaristan da etmediğini bırakmadı zamanında. En iyisi Yunanistan, o da Avrupa'nın torpilli şımarık, küstah, hem oyunu bozan, hem topu patlatan çocuğu. Apartman dairesi olsa bu topraklar; paran yoksa bile kredi çeker, değil apartmanı, mahalleyi değiştirir gidersin. Bu kabarık apartman aidatlarını da bundan sonra kendileri ödesinler dersin. Ama koca bir memleket. Bırakılır gidilir mi? Nereye gideriz? Al Suriyeliler: Her şekilde başımıza dert bu insanlar. Hükümetin Suriyeliler politikasını fazla romantik buluyorum. Çünkü yeri geliyor, kendi insanımız bu hümanizmi görmüyor. Ama tvde ölen çocukları, batan botları görünce insanın içi acıyor.

Geçenlerde hayvan davranışlarının insanlardaki yansımalarıyla ilgili bir belgesel izledim. Hayvanlar hissettikleri her türlü tehdide karşı bir araya toplanıyorlar. Onlar bunu ilkel içgüdüleriyle biliyorlar da biz bir araya gelmek için neyi bekliyoruz? Üzerimizdeki tehdidi hissedemiyor muyuz? Önce halklara, sonra soylara, en son mahallelere kadar bölünüp unufak olmayı ve emperyalist güçlerin oyuncağı olmayı mı bekliyoruz?
Birlik ve beraberlik içinde olmalıyız. Atatürk'ün Türkiye'si özgür, demokratik, laik, birbirine saygılı, güçlü bir ülke olarak kalmalıdır.
Hepimizin Kurban Bayramımız kutlu olsun, hayırlı ve uğurlu olsun inşallah.